Ana Sayfa
Videolar
Allah Insani Nicin Yaratti?
Neden yaratılmak veya yaratılmamak bizim seçimimiz değildir?
Allahi Kim Yarartti?
Allah Nasil Varoldu?
Allah in Ibadetimize Ihtiyaci Varmi?
Hz Aysenin Evlilik Yasi
Kadin erkek esitmi?
4 Kadinla evlenebilmek
İslam’da kadının yeri
Kadın mı üstün, yoksa erkek mi?
Hz.Peygamber'in Evlilik Hayati
Ay Mucizesi
Ademin Cocuklari Nasil Evlendi?
Kuyruk Sokumu
Kuran'da Matematik Hatası Var Mı?
Mükemmel Tasarım Karşısında Bilim Adamlarının İtirafları
Iman Eden Bilim Adamlari
Müslüman Bilim Adamlari
Bilim Dünyasi Allaha Yöneliyor
Polonyalı bilim adamı, matematik ile Allah’ın varlığını ispatladı
Bilimden Allah'ın Varlığına Bir Kanıt Daha
Paul Davies'in Çok Evren İçin Umutsuz Çabası
Dua ve ibadete bilimsel kanıt
Ateiste En Güzel Cevap, 1 taşla 3 kuş
Ateist berber
Ateistlikten İslamiyet'e...
Allah'a İnanmanın Bilimsel Kanıtı
Allahın Varlığının Bilimsel Ispatı
Allah kelamının sırrı
Sonradan Müslüman Olanlar...
Turan dursun kimdir?
Maide suresi 51. ayetin sirri
Roger Garaudy Kimdir?
incil degistirildi
Ortodox Rahip Müslüman Oldu.
Papazi Aglatan Soru
Ruh Varlığının İspatı
Evrenin Varolusu
1999 Gölcük depremi
Alman prof. Naumark'in itiraflari
İngiliz Casusunun İtirafları
Ziyaretçi defteri
İletişim
Linkler

‘Tek din ‘İslam’dır’

Vladislav Sohin yıllarca Ortodoks rahipliği yaptı. İslamı seçerken yaşadığı süreci anlattı.

Cumartesi, 19 Nisan 2008 11:44

Vladislav Sohin yıllarca Ortodoks rahipliği yaptı. Ancak o sürekli hakikatı aradı. Manevi arayışları sonucunda ise İsa (a.s)’ın getirmiş olduğu ‘Tevhid inancı’nın, İslam’da yaşadığını gördü.

-Vladislav, neden hayatınızı Ortodoks kilisesine adadınız, ve sonrasında da sizi Hristiyanlıkta hayal kırıklığına uğratan ne oldu?

-Ben mabede bilinçli bir şekilde geldim. Çocuklukta ise ‘haç suyuna’ salınmıştım. Dinle, insanların neden Allah’a inanması, Rusya’nın neden Ortodoks olması meseleleri ile ilgilenmeye başladım. Doğal olarak da bunun sonucunda ilahiyat eğitimi almağa karar verdim. Dini okuldan mezun olduktan sonra din akademisinde de eğitimimi devam ettirdim ve oradan da mezun oldum. Dini okuldaki hocaların diliyle söylersek, laik çevrede de eğitim aldım, Kursk Devlet Üniversitesi’nin İlahiyat fakültesinde dört yıl eğitim aldım. Bütün bu zaman zarfında hep ‘Hakikat’ın arayışında idim.
Ortodoks kilisesinde rahip olarak görev yaptığım tahminen altı yıl içinde ise olumlu şeylerle beraber çok sayıda olumsuz şeye de şahit oldum. Ancak dışarıdaki hiç bir şeyin, insan üzerinde kontrolü sağlayamayacağına karar verdim. Çünkü her yerde insanlar vardır ve onların zayıflıkları dolayısıyla da olumsuzlukla yaşanmaktadır. Bunlar, medyaya yansıdığından kat be kat fazladır. Onları dikkate almamaya çalıştım. Çünkü din her ne kadar içinde dış faktörler bulunsa da netice itibariyle batınî bir sezgidir. Ancak zamanla beni batınî, dogmatik sorunlar, rahatsız etmeye başladı. Birkaç yıl Kursk Dini Okulu’nda çalıştım. Orada Hıristiyan Kiliseleri Tarihi dersi veriyordum. Kiliselerin dogmatik tarihini incelediğim zaman, sorularımın sayısı hızla artmağa başladı.
Teslis düşüncesinin nereden çıktığı, önceleri kilisede bulunmayan şimdiki giyim kuşamın nasıl olup da mevcut olduğuna dair düşünmeye başladım.
Ortodoks ruhban okullarında da okutulan kitaplarda sorularımın bir çoğuna cevap bulabildim. Kendi kendime şöyle bir sonuca vardım ki, insanın kendisi için tercih edebileceği tek inanç, ‘Tek bir Allah’a inanmaktır. Geride kalanlar ise, sonradan çıkarılan uydurmalardır.

- Yani, Hıristiyanlıktan uzaklaşmanın esas sebebi İncil’de mevcut olan Tevhid inancına ters olan inanış mıydı?

Ben kutsal kitabı derinlemesine incelemeye başladım. Hatta Yeni Ahid’in kendisinde bile birçok zıtlıkların mevcut olduğunu gördüm. Ancak Hıristiyanların kendileri elbette ki, Evangeliya’nın birinci harfinden Matfey’e, oradan da Apokalipsis’e kadar tüm kutsal metnin muhafaza edilmiş olduğuna ve bunun da mutlak hakikat olduğuna, metinde her hangi bir değişiklik olamayacağına inanmaktalar.
Ancak onların bu iddiasına rağmen, modern araştırmalarda, kutsal metine sonradan ilaveler yapıldığı, Yeni Ahid’in birçok bölümünün tek bir müellifinin olmadığı ve kadim kilisede bugün kutsal sayılan birçok kitabın kati bir şekilde kabul görmediği ortaya çıktı.
Aziz Paul’ün kitabı kabul görmediği gibi Aziz Peter’ın da onunla tartışmaları bulunmaktaydı. Aziz Peter, Aziz Paul’ün Hristiyanlık görüşünü kabul etmiyordu. Çok sonralar Paul’ün kutsal kitabı Hıristiyan kiliselerinin resmi doktrini olarak kabul gördü.

- Sizi Tevhid inancına, İslam’ın götüreceği düşüncesine nasıl geldiniz?

İlk defa İslami edebiyat ile karşılaştığımda, yazılanların yalnış olduğunu düşündüm. İnsaların bu dinde ne bulduğunu anlamadım. Ben Kursk’da doğdum ve hayatımın önemli bir kısmını da orada yaşadım. Şehirde cami bulunmuyordu ve hayatımda hiç Müslümanla da karşılaşmamıştım. Dolayısıyla da önceleri, yani İlahiyat Fakültesi’nde okuduğum zaman, İslam hakkında genel bilgilerin bulunduğu kitapları okumaya başladım.
Sonralar ise seyahat etmeye başladım ve ilk seyahat ettiğim ülke de İran’dı. Şok olmuştum, insanlar burada ne kadar da, temiz bir hayat yaşamaktaydı. Ne uyuşturucu vardı, ne de alkol. Sonraları, yani insanlarla konuştuktan, onların inançlarını öğrenmeğe başladıktan sonra, mukaddes İslam beldelerini ziyaret ettim, Kuran’ı okudum ve İslam’ı derinlemesine incelemeye başladım. Bu arada çeşitli İslam alimleri ile yazıştım, onlara beni ilgilendiren sorular yönelttim. Nihayet İslam’ın tek ve hakiki tevhid dini olduğuna karar verdim.
Elbette ki Müslümanların hem olumlu hem de olumsuz tavırlarına şahit oldum. Savaş sonrası Kosova’da bulundum ve Müslüman olduklarını iddia eden insanların, neler yaptıklarını gördüm. Dağıtılmış mabetleri gezdim ve birçok belgeler topladın. İnsanların sadece olarak siyasi hedeflerini gerçekleştirmek için dini kullandıklarını gördüm.

- Etrafınızdaki ortodokslar, sizin İslam’ı tercih etmenize nasıl tepki verdi?

Muhakkak ki onlar hemen beni ikna etmeye, “tedavi” etmeye ve “kurtarmaya” çalıştılar… Ancak genel olarak şunu söyleyebilirim ki, arkadaşlarım bir müddettir, İslam’ı öğrenmeye çalıştığımı biliyorlardı. Kimse bu durumu ciddi kabul etmiyor hatta benimle alay ediyorlardı. Kararımı öğrendiklerinde ise şok oldular. Onlara, “artık Rus Ortodoks Kilisesi’nin rahibi olmadığımı ve objektif, doğal süreç sonucunda bu karara geldiğimi” söylediğimde, onlar: “Ne yaparsan yap ama sakın Islam’ı kabul etme” diyorlardı.
Ancak insan dini inancı olmadan yaşayamaz, çünkü o, maneviyatsız bir varlık olamaz. İslam’ı kabul etmek, bir dini başka dine tercih etmek değil, Tevhid akidesine geri dönüştü.

-Sizin aileniz tercihinizi nasıl kabul etti? Yakınlarınız bu duruma şaşırdı mı?

Elbette ki öyle oldu. Çünkü hepimiz Rusya’da dünyaya gelmişiz ve burada birçoklarının da belirttiği gibi Ortodoks akidesi hakimdir. Muhakkakki rahip ailesinin Ortodoks geleneği daha fazla muhafaza etmesi gerekiyor. Ancak derinlemesine düşündüğün zaman şu kanaate varıyorsun ki, her insanın kendi yolu vardır.
Doğal olarak, ailem de, Müslüman olduğumu duyduklarında, olumlu karşılamadılar. Hatta bunu düşmanca karşıladıklarını da söyleyebilirim. Ancak inşaallah zaman, her şeyi tedavi eder.
Çoğu zaman hiç İncil okumayan insanlar, hatta dini inançları olmayanlar dahi, bir Rusun İslam’ı kabul ettiğini öğrendiğinde hayrete düşüyor: “Nasıl olur, biz hepimiz Ortodoksuz” diyorlar.
Böyle konuşan insanların, İslam hakkında ön kabulleri vardır. Bunun sebebi ise medyadır. Medyada, İslam, terör ve taciz dini olarak tanıtılıyor. Aslında hiç de öyle değildir. İslam barış dinidir ve Yüce Varlığa ibadet etme dinidir. İnşaallah yavaş yavaş, insanlar alışmağa başlarlar. Sadece, kimseyle münakaşaya girmemek gerekiyor.

Şayet bu insanlar İslam’ın Tatar ve Arapların dini olduğunu iddia ediyorlarsa o zaman aynı mantıkla Hıristiyanlığın da Yahudi ve Yunanlıların dini olduğunu iddia edebiliriz. O zaman Rusya için de hakiki din Rusça olmuş olur. Çünkü biz şu anda Bizans kültürünü yaşamaktayız.
Ben dinin evrensel olduğuna inanıyorum. Arapların, Yunanlıların ya da Rusların kendilerine özgü dinleri yoktur. Din olarak sadece ‘Bir Allah’a inanmak vardır ve her bir insan ‘Hakikat’i bulmaya çalışıyor. Şayet birisi Rusya’da dünyaya geldiyse onun Ortodoks olması gerekmiyor.

-Bu gün Ortodokslar arasında İslam dini nasıl kabul görmektedir, yani hakim olan görüş nedir?

Çeşitli Hıristiyan dualarında “Muhammedi inanç taşıyanların lanetlerinden korunmak için” özel dualar dahi vardır. Bence bununla her şeyi anlamak mümkündür. Ortodoks çevresinde İslam küfür sayılmaktadır, çünkü teslis’e inanma, ‘İlahi Ana’ya inanma, İsa’nın Allah olduğuna inanma gibi, Hıristiyanlığın esas dogmalarını inkar etmektedir.
Şayet bir Ortodoks Müslümanların çoğunlukta yaşadığı bir bölgede dünyaya gelmişse, o zaman Müslümanlarla günlük hayatlarında normal ilişkileri olacaktır. Ancak bir Rus, İslam’ı kabul ederse o zaman tabii olarak, ona karşı düşmanca tavır sergilenecektir. Ancak maalesef şimdilik ne cemiyet ne de medya İslam’a karşı olumlu düşünceyi yansıtmamaktadır.

- Sizce günümüz Rusya Ortodoks Kilisesi’nde ortaya çıkan hangi olumsuz meseleler, insanların zayıf karakterinden kaynaklanan tahrik edilme ve sistemin kötülüğünden değil, Ortodoks düşüncenin kendisinden kaynaklanmaktadır?

Birincisi, rahipliğin kendisi kâhinliktir. Ancak ilk bakıldığında, rahibin bir öncül olduğunu yani insanların önünde dua okuyan birisi olduğunu görüyoruz. Bir zamanlar rahip yüzünü insanlara çevirir ve şöyle derdi: “Allah’a dua edelim”. Şimdi ise o insanlara sırtını çevirdi, ikonastas duvarları arkasına saklandı ve insanlardan o kadar uzaklaştı ki artık ona kimse yaklaşamıyor.
Aynı zamanda şöyle bir durum da ortaya çıkarıldı. Sanki liturgiya’nın manası sadece “gizli” dualar okuyan rahiplerce bilinebilir. Tüm bunlar her ne kadar kilisenin dahili sorunu sayılsa da hiç de normal durum değildir.
Bu tür kusurlar çoktur. Örneğin ruhban lisesinde okuyan birisine şöyle deniyor: “Beş Kitabı Musa yazdı, Yahudilere Gönderişi ise Aziz Paul yazdı.”
Bu seviye geçildikten sonra ise yani dini akademide (başka bir yüksek eğitim müessesesi de ola bilir) eğitim almağa başlandığında ise ona şöyle anlatmağa başlıyorlar: “Beş Kitab’ın metni sonradan yazılmıştır, Yahudiler Babil Esareti’nden sonra Tevrat’ı kaybettiler ve sonradan onu hafızalarında kaldığı şekliyle yazdılar.”
İncil’de çok sayıda birbirine zıt fikir bulunmaktadır. Varlık Kitabı’nın birinci bölümünde Allah’ın önce hayvanları, sonra ise insanları yarattığı yazılıyor. İkinci bölümünde ise önce insanları sonra hayvanları yarattığı yazılıyor.
Aziz Paul’ün Yahudilere Gönderişleri, birçok Hristiyan dünyasında birçok kişi tarafından kabul edilmemiştir. Şimdilerde ise bu metnin onun tarafından yazılmadığı da sabit olmuştur.
Bize açık bir şekilde şöyle deniyordu: “Evet, bu böyledir, ancak siz sakın bunu ayinler sırasında söylemeyin. Ayine gelen insanlar sizi taşlayabilirler.”
Bu söylediğim basit ve masum bir örnektir. Rusya Ortodoks Kilisesi’nin tüm kademelerinde bu tür ikili standartlar bulunmaktadır.

-Rusya Ortodoks Kilisesi’nin kendisi tarafından karanlık düşünceler üretiliyor mu ve onlar ne derecededir?
Dindarların bu tür durumda olmalarının sebebi rahiplerdir. Her ne kadar Ortodokslarda, kiliseye önderlik patrikler üzerinde olsa da, yine de Hıristiyanlık geleneğine ters eylemler gerçekleştiren “rahipler” bulunmaktadır. İnananlarda cahilliğin ve hurafelerin devam etmesi onların birçoğunun işlerine gelmektedir.
Kiliseye gelenlerin bazıları kutsal ataların kitaplarını hiçbir zaman okumamışlar ve düşünceleri antihrist, modern yaşlıların yazdıkları ile kirlenmiştir. Onlar kendilerine hak kazandırmanın yollarını arıyor, huzuru mucizelerde arıyorlar. Çoğu zaman rahipler de buna vesile oluyor.
Kiliseye gelenleri “kör” bırakmak eskiden uygulanan bir taktiktir ve işlerine yaramaktadır. Bildiğimiz gibi, Katolik Kilisesi tarihinde, rahipler ve rahip olmağa hazırlananlar dışında, hiç kimse, İncil’i dahi okuyamıyordu. İnsanları bu şekilde kontrol altında tutuyorlardı.

-Hıristiyanları İslam’a davet ettiğinizde, onlara İslam’ın hangi manevi değeri ile hitap ettiniz?
Her bir insanın tabii olarak, ‘Alemin Yaratıcısının Bir’ olduğunun bilincinde olması gerekiyor. Allah birdir ve prensip olarak Hıristiyanlar da bunu böyle derler. Ancak şunun kabul edilmesi gerekiyor ki, bütün dinlerde, zamanla bölünmeler oluyor.
Benim için İslam tam olarak Tevhid akidesine ters olan düşüncelerden kurtulma vesilesi oldu. İslam, ‘Tek Allah’a inanma dinidir. Hiç bir insan ya da mahluk O’na eşdeğer olamaz.
İslam’da beni kendisine çeken şey Müslüman’ın batını ve harici paklığı, temizliğidir. Maalesef Hıristiyanların çoğu bu özelliği taşımamaktadır. Şayet insanın harici temizse onun batını da temiz olacaktır. İslam’da sevdiğim şey, insanın kendi vücuduna, sağlığına ve çevreye olan ilişkisidir. Ben, uyuşturucu yayanlara, ölüm cezasını öngeren şeriat kanunlarını tam olarak kabul ediyor ve destekliyorum.
Yaşadığımız dünyada eksiklikler, kanunsuzluklar ve para hakim güçtür. Bizim milletimizi muhafaza etmemiz gerekiyor. Rusya’nın ve bütün dünyanın kurtuluşunun İslam’da olduğunu düşünüyorum.
Bugün medyada İslam dünyası, olumsuz olarak tanıtılmaktadır. Ancak biz orada yaşayan insanların gerçekten temizliği, sağlığı – yalnızca kendilerinin değil gelecek nesillerin de – koruduğunu görüyoruz. Ancak bizim burada, Rusya’da akşam sokağa çıkıyorsun ve insanların bira kutuları ile sarhoş bir şekilde dolaştığını ya da uyuşturucu bağımlılığının hiçbir ahlakî kuralı gözetmeyen reklamlarını görüyorsun. Tüm bunlar milletimizin sonunu getirmektedir. Bu bakımdan ise İslam’ın büyük bir potansiyeli bulunmaktadır.
-Hıristiyanlarla Müslümanlar arasındaki diyalog hangi düşünce üzerine ola bilir ve anlaşmazlığın temel sebebi, kökü nededir?
Diyalogun ‘Tek Allah’a inanmak ve toplumumuzun sağlamlaştırılması üzerine kurulması gerekiyor. Ancak yine de anlaşmazlık gibi sorun olacaktır ve hiçbir dinlerarası toplantı ve görüşme bu sorunu çözemeyecektir. Elbette ki, bunlar hoş şeylerdir, ben kendim de, bazı toplantılara katıldım. Hıristiyanların kendi aralarında dogmatik meselelerde ortak bir dil bulunmadığından anlaşamadıklarını gördüm. Çünkü kimse geri adım atmak, kendi düşüncelerini değiştirmek, paradan ve yönetimden elini çekmek istemiyor. Adeta bu tür toplantılarda, dünyanın su ihtiyacının yetersiz olması gibi meseleler konuşuluyor. Everensel beşeri değerlerle örtüşen sosyal sorunlar doğrultusunda karşılıklı anlaşma sağlanabilir.
Ancak biz ilahiyatın ince meselelerini konuşmaya başlarsak o zaman şu olur; Hristiyanlar açısından Kuran-ı Kerim, başvurulması gereken bir kaynak değildir. Müslümanlara göre ise o kutsal bir kitaptır. Şayet birisi Kuran’dan diğeri de İncil’den örnekler getirmeğe başlasa o zaman da ortak bir şey bulunmayacaktır.

-Siz ümmetin içine dahil oldunuz. Sizi Rusya Müslümanlarında kendisine çeken şey ne oldu ve onlarda hangi gördüklerinizden hoşlanmadınız?
Beni olumsuz yönde şaşırtacak şeylerin mevcut olduğunu önceden biliyordum. Prensip itibariyle bu tüm dini toplulukların sorunudur. Her dini toplululuğun içerisinde kendine özgün tutuculuk ve zorluklar bulunmaktadır. Bunlardan kimse kaçamaz. Müslümanların mümin kardeşlerini gördüklerinde tebessüm etmeleri ve mutlu olmaları çok ise zevkli bir görüntüdür.
Günde beş kere kılınan namaz, Ortodokslarda okunan uzun dualardan farklılık arz etmektedir. İnsanlar dualar okunduğunda onları dinlemiyor ve kendileri de dua etmiyorlar. Mabede Allah’la konuşmak istediklerinden dolayı değil Pazar günü ya da önemli bir bayram günü olduğundan gidiyorlar. Namazda ise Allah’la kalben konuşuyorsun ve İslam’da dua etmek normal günlük konuşma şeklinde oluyor. Dua esnasında söylemek istediğin şeyleri söylüyorsun, her hangi bir önceden yazılan duaları okumak zorunda değilsin.
Hıristiyanların çoğu okudukları, duaların ne anlama geldiğini bilmiyorlar. Bir rahip bana şöyle söylemişti: ” Hatta rahiplerinin kendilerinin de büyük çoğunluğu duaları (Kilise Slavcasında olan duaları) doğru bir şekilde telaffuz edemiyorlar.

Kursk rahipleri arasında bir anket yapmıştım. Ayinlerde okunan esas dualardan seçtiğim bazı ibareleri çevirmelerini istedim. Çoğu yanlış çeviri yaptı. Bu şunu gösteriyor ki; rahipler Ortodoks duaların bile manasını bilmiyorlar. Bundan dolayı da ben, duaların çevrilmesi görüşünü ortaya attım, insanlar ne söylediklerini bilsinler.

- İslam şahsen size, harici duygularınıza göre ne verdi?
Tevhid inancından yoksun olan insanlardan, gereksiz giysilerden ve korkulardan kurtulduğumu hissettim. Başka bir taraftan da İslam’a girmekle, ben arada hiç bir vasıta olmaksızın Allah ile konuşmak imkanını elde ettim.
Henüz Ortodoks rahibi iken insanların sorunlarla yanıma geldiklerini ve bana, hangi kutsalın önünde mum yakmaları gerektiğini ve hangi aziz aracılığıyla duayı sipariş etmeleri gerektiğini sorduklarını hatırlıyorum. Ben onlara Allah’a yönelmelerini ve O’nunla kendi içlerinden geldiği gibi konuşmalarını tavsiye ediyordum. Onlar ise ellerini sallıyor ‘Siz en iyisi hangi kutsala gitmemiz gerektiğini söyleyin’, diyorlardı.
Yani Ortodoks geleneğinin önemli insanları kutsallaştırma neticesinde, Allah arkaya itildi. İnsanlar kendilerince ikonları “mucize yaratıcısı” olarak kabul ediyor, mucizelerin peşinden gidiyor, ya da “yardım eden” ateşe doğru gidiyor, “kulağa ait” veya “göze ait” saydıkları “kutsal” kaynaklar arıyorlar. Dolayısıyla da mümkün olan kutsallara dua ediyorlar. Örneğin, neden Naum (um – Rusca akıl demektir) peygambere dua ediyorlar? Çünkü o güya ki, ilim yolunda olanların başlarına “akıl” koyuyor. İnsanlar peygamberin isminin Rusça bu manaya geldiğini bile bilmiyorlar! Bu tür şirkler Ortodokslarda yeterincedir.
Benim önemli olan, bir Müslüman olarak, “üçlünün” her hangi birisine ya da kutsallaştırılmış şahsa giderek benim için Allah’a dua etmelerini istemiyorum, kendim bizzat Allah’a yönelebiliyorum. Neden kendim ona yönelmeyeyim? Nasıl olur da Allah beni duymaz, öyle şey olur mu?
- Mükemmellikten uzak olan çağdaş dünyaya İslam’ın neler söylemesi ve vermesi gerekiyor?

Evangeliya’da, İsa (a.s) dünyanın kötülük üzerinde durduğunu söylüyor. Ancak, karşı olanların tüm çabalarına rağmen, biz bu dünyayı daha iyiye, temize, güzelliğe götürmek için çalışmalıyız. Öyle olmalı ki, biz günlük isteklerimiz için yaşamayalım, bizim evlatlarımız, torunlarımız ve onların evlatları da normal bir dünyada yaşayabilsin. Öyle bir dünya ki, orada ne taciz, ne ahlaksızlık, ne de terörizm olsun. Bugün İslam’ı terörizmle aynı manada göstermeye çalışmalarına rağmen, çeşitli ve anlaşılmaz bölünmelerden uzak olan temiz İslam Tevhid’in hakiki yüzünü gösterebilecektir.

- Ancak unutulmaması gerekiyor ki, İslam’ı terorizmle eşdeğer göstermeğe çalışanlar tamamen iki yüzlü olan siyonist ve pro-amerikan propagandistleridir. Gerçek manada terorizm ise İsrail’in bugün Lübnan’da yaptıklarıdır.

Bu çatışmada, muhakkak ki İsrail hatalıdır. Sivil halkın, yaşlıların, kadınların ve çocukların öldürülmesine, hiç bir şeyle hak kazanılamaz. İsrail’in bugün Lübnan’da yaptıkları ve genel olarak tüm tarihi süresi zarfında da yaptıkları terördür. Bunu açık bir şekilde söylüyorum. Filistin halkı kendi toprakları, çocukları ve yaşama hakları için savaşmaktadır.

İbrahim Aliyev Dünya Bülteni için çevirdi

Kaynak: islam.ru





 

Vladislav Sohin’in Kursk Eparhiyasının Başkanı Arhieskop German’a Mektubu

Rahman, Rahim ve Tek olan Allah’ın adıyla!
Zat-ı alilerinize saygı göstererek ve ‘Yüce Olan’ın rahmet ve bereketini size ulaştırmasını temenni ediyorum.
Bilgilerinize arz ediyorum ki, Yaratıcının rahmeti sayesinde ve kendi aramalarım ve kararım sonucunda, İslam’ı kabul ettim ve şimdi Allah’a hamdolsun Müslümanım. Allah’ın bir olduğuna ve Muhammed’in de O’nun elçisi olduğuna inanıyorum. Bundan dolayı da şahsımı, Ortodoks veya her hangi başka bir Hristiyan kilisesinin hizmetkarı ya da üyesi olarak görmemenizi temenni ediyorum.
Ben “ehl-i kitab”a yani Hristiyan ve Yahudilere saygı ile yaklaşmaya devam ediyor, size ve eski hizmet arkadaşlarıma, şahsıma göstermiş olduğunuz hoş alakadan dolayı teşekkür ediyorum. Rahmet sahibi ve Tek olan Allah’a bana Hakikat bilincini hediye ettiğinden dolayı hamd –ü senalar olsun!

Yüce Allah’a hamd olsun
Allah’ın kulu Vladislav Sohin

1 Ağustos, 2006 tarihinde yazıldı ve 03.08.06 tarihli faksla gönderildi.



Bugün 2 ziyaretçi (19 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=